ÇALIŞILMIŞ POZİSYONLAR
Spor, sinema ve hayatın içinden gerçekten çalışılan pozisyonları gösteren blog...
4 Mart 2011 Cuma
İZMİR VE PORTEKİZ GEZİLERİ
Önümüzdeki hafta İzmir ve Portekiz seyahatlarim var.
İzmir'e ilk defa iş için gidiyorum.
Portekiz'e ise ilk defa gidiyorum. Nerede ne yenir, nereye gidilir çok da bilmiyorum ama zaman bulabilirsem, gezip, fotoğraf çekip, bloga aktaracağım.
3 Mart 2011 Perşembe
KAFA NEREYE BİZ ORAYA
Sıla Gençoğlu'nun Kafa adlı şarkısının sözleri bu ara aklımdan çıkmıyor;
Hadi kalk gidelim hemen şu anda
Kapa telefonunu bulamasın arayan da
Açarız radyoyu yol nereye biz oraya
İyi gelmez mi hiç deniz havası
Bi göz oda bulur sokarız başımızı
Bide koyarız iki kadeh
Kafa nereye biz oraya
Günlük koşuşturmanın içerisinde öyle boğuluyor ki insan, gerçekten zaman zaman yol nereye giderse çekip gitmek geliyor içinden. Aslında zaman buldukça kafam nereye eserse giden bir yapım olmasına rağmen, son zamanlarda hiç fırsatım olmadı ve bu beni çok daralttı. Bu şarkı sözleri resmen içimdeki uyuyan devi uyandırdı. Dışarı çıkma, yollara düşme isteği içimi yiyip bitirmeye başladı. Yola düşünce mutlaka yeni bir CD alıp o yolcuğu, yeni şarkılarla süsleme huyumuza da bayılıyorum. Hele bir de deniz havası olsa, yarimle bir göz de oda buluruz, o içmese de ben koyarım bir kadeh. Daha ne olsun?
Özetle bu şarkı tam da içinde bulunduğumuz gezme isteğini coşturan sözleriyle dilimden düşmez oldu.
Sıla'yı zaten beğenirim, takdirimi bir kez daha kazandı. Şarkı sözlerine ise ayrıca dikkat ediyorum artık.
2 Mart 2011 Çarşamba
GAZİANTEPSPOR YARI FİNALDE
Gaziantepspor ilk maç elde ettiği 3-2'lik avantajla çıktığı karşılaşmada istediğini aldı ve 0-0 ile yarı finale çıktı.
Özetle çok sıkıcı bir maçtı. İki takım da üretkenlikten uzaktı, mücadele o kadar hat safhadaydı ki ortasahadaki karşılıklı top kayıplarından maç izlenmez oldu. Galatasaray'ın ne halde olduğunu herkes bildiği için Gaizantep'ten daha çok söz etmek istiyorum.
Ligin ikinci yarısına yaptıkları transferlerle bomba gii girdiler ve formları devam ediyor. Wagner ve Cenk'in takıma etkisi tartışılmaz. Her ne kadar İsmail Sosa ve İvelin Popov gibi isimler zaten kadroda olsa da Wagner'in oyun zekası ve Cenk'in ileri uçtaki mücadele ve bitiriciliği ile Gaziantep bir seviye ileriye gitti.
Bu arada bu saydığım isimler dört büyüklerden birinde olsa kimse itiraz etmez herhalde. Bence etkileyici bir ileri uç. Yedekte de Olcan ve Beto var.
Bence kadronun asıl önemli noktası Hürriyet ve Murat Ceylan gibi takımın hamallığını, top tekniği ve aklıyla beraber yapabilecek iki ismin olması. Hürriyet'i zaten senelerdir biliyoruz, ama Murat Ceylan'ı geçen sene Saraçoğlu'nda izleyip hayran olmuştum. Emre'nin gençliğini anımsatmıştı, tekniği biraz daha gelişebilir ama mücadelesi, aklı ve yeteneği çok da geride kalmaz. Bu iki isim ilerideki dörtlünün hem açıklarını kapatıyor, hem de gerektiğinde destek veriyor.
Defansta ise Dani topu oyuna sokabilen, hava hakimiyeti olduğu kadar yerdende hamle zamanlaması olan bir adam. Ivan Sosa ise muhtemelen ligteki en iyi sol bek. Yine El Yasa belirli bir standardın üzerinde, hücumda çok etkili olamasa da önünde oynayan İsmail Sosa'nın eksiklerini kapatabilecek bir mücadele gücüne sahip. Burada bir tek soru işareti Yalçın için olabilir. Pek sevmem kendisini zira. Ama o da kaptanlığın verdiği ağırlıktan mıdır bilmem çok sırıtmıyor.
Bu kadro ligin ikinci yarısında bu şekilde devam edip oyununu oturtursa ve ortasaha ile defansa gereken katkılar yapılırsa seneye yeni bir şampiyonluk adayımız olur.
Bunu Cenk Tosun'un devre arasında bizlerden önce gördüğünü de belirtmek isterim.
Yolun açık olsun Antep ve Tolunay Hoca.
B.MUNICH:1 B.DORTMUND:3
Tarihin en genç Dortmund'u Nuri Şahin önderliğinde Bayern Münih'i kendi evinde 1-3 mağlup ederek şampiyonluğu ne kadar istedeğini cümle aleme gösterdi. İlginç olan Dortmund, Bayern'i en son Münih'te yendiğinde yıl 1991'di ve bu oyuncuların çoğu daha bebekti. Jürgen Klopp da maçtan sonra buna değinerek kazanılan başarının ne kadar önemli olduğunu belirtiyor.
Hasta olduğum için tüm haftasonu yattım. Bu yatış TRT3'e olan eğilimimi arttırdı ve bu maça denk geldim. İyi ki de gelmişim. Kaçırsam gerçekten üzülürdüm.
Dortmund'un maça başladığı 11'in yaş ortalaması 22. Üstelik kadroda 3 önemli eksik var; kaleci Weidenmüller haftaiçi sakatlanıp yerini bu sezon ilk defa bir Bundesliga maçında oynayacak olan Avustralyalı Mitch Langerak'a bırakmış, Kagawa devre arasında yapılan Asya Kupası'nda ayağını kırmış ve yine Owomoyela sakat. Herkes Bayern'i kazanmak zorunda olduğu için mutlak favori gösteriyordu.
Ancak Dortmund maça öyle hızlı ve istekli başladı ve daha 9.dakikada erken de bir gol buldu ki, Bayern ne olduğunu şaşırdı. Sadece 7 dakika sonra Gustavo kornerden beraberliği getirdi takımına. Derken Bayern bastırmaya başladı ama sonuçsuz. Ne Ribery ne de Robben oyunda yoklar. Dortmund onların kanatlarına öyle bir baskı uyguluyor ki sadece geri pas yapıyorlar. Sweinschteiger ise çabalıyor ama o da yok. Devrenin ortalarında Barrios yanında Robben, Timoschuk ve bir Bayernli daha olmasına rağmen topu orta sahadan alıp öyle bir hızla sürdü ve ceza sahası civarında topu çıkarma şansı buldu ki şaşırmamak imkansız. Ve bu top geriden gelen Nuri'nin önünde kaldı. Nuri öyle bir gol attı ki, o an tüylerim ürperdi. Almanya'nın en iyi takımına karşı kaptan olarak çıktığı maçta bir Türk çocuğu resmen jeneriklik bir gol attı. Hele bir hocasına koşuşu vardı ki, görmeyenler mutlaka izlesin. Bu çocuk tam bir lider gibi oynuyor oyunu. Yönlendiriyor, cesaretlendiriyor, hocasının sahadaki aklı oluyor, defansına yardım ediyor, gerekirse stoperlerin arasına giriyor, kısaca herşeyi yapıyor takımı için. İzleyenler sırf hakeme itiraz etmediği, kimseyle dalaşmadığı, yerlere yatmadığı için kendini çok yorup üzmediğini, herşeyini vermediğini düşünebilir ama eminim ki bir çok teknik adam bu tarz bir oyuncu için ellerindeki en değerli oyunculardan bile vazgeçebilir.
Neyse maça gelirsek, ikinci yarıda Van Gaal maçı çevirecek adam olarak Kraft'ı oyuna sürdü ama nafile. Hummels bir kornerde 3. golü bularak maçı Dortmund'a getirdi. Sonradan giren Klose ise hiç varlık gösteremedi.
Bu takıma hayran olmamak mümkün değil. Defanstaki Hummels-Subotiç uyumu, ortasahadaki Bender'in çalışkanlığı ile Nuri'nin hakimiyeti, ileride Kuba-Lewandowski-Götze ve Barrios'un hem hücumdaki etkinliği hem de takıma yardımları inanılmaz. Gerçekten izlerken keyif veren bir organizasyon.
Genç takım olmanın verdiği dinamizmi oyunun her anında karşı takıma hissettirmeleri, topa sahip olmaya çalışıp oyunu kendi istedikleri gibi oynamak istemeleri gbi Arsenal ile bir çok benzerlik taşıyan bu takım, Jürgen Klopp ve ekibinin bizlere sunduğu bir nimet gibi.
Umarım bu takım hakettiği gibi sene sonunda şampiyonluğa ulaşır.
Not: Dortmund şu anda en yakın takipçisi B.Leverkusen'in 12 puan önünde lider durumda.
FENERBAHÇE LİDER
Trabzon'un puan kaybettiği haftada Fenerbahçe ligin ikinci yarısındaki üst üste 7. galibiyetini alarak averajları aynı olmasına rağmen attığı golün fazla olması sesebiyle liderliğe yükseldi. Bu çıkışta payı olan herkesi kutlamak lazım. Başta Aykut Kocaman ve Alex'i tabii.
Fenerbahçe çok da iyi oynamadığı bir maçta Kasımpaşa'yı biraz şansın da yardımıyla 2-0 mağlup etti. Alex'in müthiş frikiği sıkışan maçı açtı. Kasımpaşa'nın kaçırdığı penaltı ise umutlarını söndürdü. Aslında Kasımpaşa resmen yükselişte olan bir takım. Bu sebeple o penaltı gol olsaydı, şu an pek de liderlikten bahsedemezdik.
Ancak takımdaki hafif de olsa görülen rehavet soru işaretleri bıraktı. Selçuk'un sakatlanması büyük şanssızlık. Oturmuş kadroda yerine kimin oynayacağı belli değil. Mehmet Topuz ya da Christian, belki de Gökay. Gönlüm Topuz'dan yana ama sağ ya da sol Özer'e kalacağı için pek de sıcak bakmıyorum. O yüzden mantıklı olan Christian'ın oynaması ve Mehmet'in yerinde kalması.
Gençlerbirliği deplasmanları hep zor olmuştur. Eski gözağrım olması da cabası. Bomboş tribünle oynadığımız son kupa maçında ben takım kurgusunu beğenmiştim. Ancak Ermin Zec ve birkaç eksikleri daha olduğu için sorunları olduğunu biliyorum.
7'de 7 çok büyük ve beklenmeyen bir sonuç. Bundan sonraki maçlar çok daha zor olacaktır. Artık oynanacak takımlar herkesi yenen Fenerbahçe'ye karşı daha temkinli, daha hırslı oynayacaktır. Son haftalarda düşme potasındaki rekabetin de artacağı düşünülürse artık maçlar eskisi kadar kolay olmayacak. Kolaydan kastım sadece mücadele etmek yetmeyecek. Bundan sonra takımın farkını ortaya koyması için extra hamlelere ihtiyaç olacak. Emre'den, Santos'tan, Stoch'dan ve Yobo'dan bu yedi haftalık zamanda gelmeyen, gelemeyen katkılara takımın hiç olmadığı kadar ihtiyacı var.
23 Şubat 2011 Çarşamba
FENERBAHÇE 78-86 SPARTAK MOSKOVA
Salona da gidemedim, televizyondan da izleyemedim maalesef. Ev taşımak bütün düzeni allak bullak etti.
Neyse Fenerbahçe Kadın Basketbol takımı Avrupa Ligi çeyrek final ilk maçında kendi evinde Spartak Moskova'ya kaybederek elindeki Final Four şansını zora soktu. Maçın özetine ve istatistiklere bakıldığında 3. çeyreğe kadar üstün olan takımın son çeyrekte dağıldığını görebiliyoruz. Tamam Spartak da kaliteli bir takım ama Fenerbahçe bu maçı alabilirdi. Bu skor umudumuzu azaltsa da çıkmadık candan umut kesilmez. Ben Fenerbahçe'nin 2. maçta Moskova'da galip geleceğini ve tur şansını 3. maça taşıyacağına inanıyorum. Çünkü bu takım bunu yapabilecek kapasitede.
Maçtan sonra Aziz Yıldırım açmış ağzını, yummuş gözünü. İyi de yapmış. Doping skandalıyla tüm takımın dengesi bozuldu ve maalesef yerlerine gelen oyuncular hala tam randımanla oynamıyor. Bunun hesabı sorulmalı, kararlar bir an evvel alınmalı. Gerekirse Taurasi ve Penny için ilave kontenjan açılmalı. Federasyon daha fazla sessiz kalırsa Türkiye resmen kendi elleriyle Fenerbahçe'yi Kadınlar Avrupa Ligi şampiyonluğundan etmiş olacak. Bunun ayıbını hiç kimse örtemez.
Haydi kızlar 2. maçı kazanın da 3. maçta burada Final Four sevincini beraber yaşayalım.
SALON: Caferağa
HAKEMLER: Roman Kolar (Slovenya, Viktor Bozhenar (Ukrayna), Piotr Pastusiak (Polonya)
FENERBAHÇE (78): Anete Jekabsone 8 (3 ribaund), Hana Horakova 3 (2 ribaund- 3 asist), Birsel Vardarlı 5 (5 ribaund- 1 asist), Esmeral Tunçluer 7 (2 ribaund- 3 asist), Nevriye Yılmaz 24 (9 ribaund- 4 asist), Ivana Matovic 20 (4 ribaund- 3 asist), Tammy Sutton-Brown 2 (2 ribaund), Angel McCoughtry 9 (6 ribaund- 3 asist)
SPARTAK MOSKOVA(86): Epifaniya Prints 19 (2 ribaund- 4 asist), Sonja Petrovic 4 (1 ribaund), Natalia Vieru (1 asist), Ilona Korstin 4 (4 ribaund), Jelena Milovanovic 7 (1 ribaund), Sue Bird 12 (2 ribaund- 3 asist), Irina Osipova 16 (4 ribaund- 1 asist), Taj Mc Williams 16 (12 ribaund- 1 asist), Noel Kuin 8 (5 ribaund- 2 asist)
1.PERİYOT: 25-12
2.PERİYOT: 22-19
3.PERİYOT: 17-28
4.PERİYOT: 14-27
SALON: Caferağa
HAKEMLER: Roman Kolar (Slovenya, Viktor Bozhenar (Ukrayna), Piotr Pastusiak (Polonya)
FENERBAHÇE (78): Anete Jekabsone 8 (3 ribaund), Hana Horakova 3 (2 ribaund- 3 asist), Birsel Vardarlı 5 (5 ribaund- 1 asist), Esmeral Tunçluer 7 (2 ribaund- 3 asist), Nevriye Yılmaz 24 (9 ribaund- 4 asist), Ivana Matovic 20 (4 ribaund- 3 asist), Tammy Sutton-Brown 2 (2 ribaund), Angel McCoughtry 9 (6 ribaund- 3 asist)
SPARTAK MOSKOVA(86): Epifaniya Prints 19 (2 ribaund- 4 asist), Sonja Petrovic 4 (1 ribaund), Natalia Vieru (1 asist), Ilona Korstin 4 (4 ribaund), Jelena Milovanovic 7 (1 ribaund), Sue Bird 12 (2 ribaund- 3 asist), Irina Osipova 16 (4 ribaund- 1 asist), Taj Mc Williams 16 (12 ribaund- 1 asist), Noel Kuin 8 (5 ribaund- 2 asist)
1.PERİYOT: 25-12
2.PERİYOT: 22-19
3.PERİYOT: 17-28
4.PERİYOT: 14-27
22 Şubat 2011 Salı
MANİSASPOR:1-TRABZONSPOR:2
Trabzonspor zor da olsa galip gelerek geçici olarak Fenerbahçe'ye kaptırdığı liderliği geri aldı. Aslında bu karşılaşma sadece 3 puan ve liderliğin geri kazanımı değil, aynı zamanda Trabzonspor'un verdiği mücadele ile şampiyonluğu ne kadar istediğini ve geriden gelerek bile olsa galibiyet için nasıl çaba harcadığının ve harcayacağının ispatı oldu. Anlaşıldı ki Trabzonspor ve sahada canını dişine takan oyuncu topluluğu bu yarışın içinde sonuna kadar olacak.
Maça Manisa klasik Hikmet Karaman takımlarındaki gibi haddini bilerek, iyi kapanarak ve hızlı hücuma çıkarak başladı. Nitekim daha 12. dakikada kornerden Dixon takımını 1-0 öne geçiren golü attı. Ancak bu gol takımlarda tam tersi bir etki yaptı ve Manisa'yı daha çok kapanmaya ve nadir kontraataklarla gol aramaya iterken, Trabzonspor'u iyiden iyiye maçın hakimi yaptı.
Bu noktada söylemeden edemeyeceğim konu; Manisaspor'un ve tabii Hikmet Karaman'ın elinde bu kadar yetkin, mücadeleci ve kaliteli oyuncular varken oyunu neden domine etmeye kalkmadığıdır. Defansta Dixon ve Hüseyin'i çok beğenirim mesela, Fenerbahçe maçında da mükemmele yakın oynamışlardı. Sağ bekte yeni transfer Ivanski gayet devamlı bir oyuncu. Ortasaha desen ligin parlayan yıldızı Yiğit Gökoğlan ve Ömer Aysan ile önlerinde yılların tecrübesi ile Ömer Erdoğan. İki kanat ise Simpson, ki takımın en çok gol atan oyuncusu, ve Isaac sürekli hücumu düşünen, aynı zamanda karşı takım beklerini takip eden, mücadele gücü yüksek oyuncular. İleride ise Cahe ve yedeği Makukula. Burada eleştirilmesi gereken Yiğit Gökoğlan gibi bir oyuncunun neden yedek oturduğu olabilir. Ömer veya Isaac yerine rahatlıkla oynayabilir bence. İşte bu takım nasıl olur da oyunu kendi sahasında kabul eder anlamak mümkün değil.
Trabzon'da ise sakat olan Engin'in yerine Ceyhun 11'de ve Colman orta ikilideki görevini Ceyhun'a devredip sol kanada geçmiş durumda başladı. Ceyhun'un göbekteki oyunu takıma ne kadar faydalı olduysa, Colman o kadar etkisiz kaldı. Jaja'yı Manisa Yiğit ve Ömer'le gayet başarılı durdururken Burak ve Umut son ana kadar sürekli pozisyon aradılar ve takımlarını ateşlediler.
İkinci yarı Jaja'nın güzel pasıyla Umut'un golü bulması ve skoru 1-1'e getirmesi ile tek kaleye döndü. Trabzon iyice bastırıp galibiyeti ararken Manisa tek bir pozisyon buldu. Bunda da Isaac, kaleci Onur'a takıldı. Alanzinho'nun oyuna girişi ve driplingleri oyuna heyecan katarken uzaktan şut denemeleri golün habercisi gibiydi. Nitekim 85.dakikada ortasahada aldığı topu 20-25 metre dikine sürerek kaleyi karşıdan gördüğü anda mükemmel bir vuruşla takımına galiyeti getirdi.
Sonuç olarak Trabzon hakettiği bir galibiyet aldı ve şampiyonluk yarışında ''Ben de varım.'' dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









