23 Şubat 2011 Çarşamba

FENERBAHÇE 78-86 SPARTAK MOSKOVA


Salona da gidemedim, televizyondan da izleyemedim maalesef. Ev taşımak bütün düzeni allak bullak etti.
Neyse Fenerbahçe Kadın Basketbol takımı Avrupa Ligi çeyrek final ilk maçında kendi evinde Spartak Moskova'ya kaybederek elindeki Final Four şansını zora soktu. Maçın özetine ve istatistiklere bakıldığında 3. çeyreğe kadar üstün olan takımın son çeyrekte dağıldığını görebiliyoruz. Tamam Spartak da kaliteli bir takım ama Fenerbahçe bu maçı alabilirdi. Bu skor umudumuzu azaltsa da çıkmadık candan umut kesilmez. Ben Fenerbahçe'nin 2. maçta Moskova'da galip geleceğini ve tur şansını 3. maça taşıyacağına inanıyorum. Çünkü bu takım bunu yapabilecek kapasitede.



Maçtan sonra Aziz Yıldırım açmış ağzını, yummuş gözünü. İyi de yapmış. Doping skandalıyla tüm takımın dengesi bozuldu ve maalesef yerlerine gelen oyuncular hala tam randımanla oynamıyor. Bunun hesabı sorulmalı, kararlar bir an evvel alınmalı. Gerekirse Taurasi ve Penny için ilave kontenjan açılmalı. Federasyon daha fazla sessiz kalırsa Türkiye resmen kendi elleriyle Fenerbahçe'yi Kadınlar Avrupa Ligi şampiyonluğundan etmiş olacak. Bunun ayıbını hiç kimse örtemez.

Haydi kızlar 2. maçı kazanın da 3. maçta burada Final Four sevincini beraber yaşayalım.

SALON: Caferağa
HAKEMLER: Roman Kolar (Slovenya, Viktor Bozhenar (Ukrayna), Piotr Pastusiak (Polonya)

FENERBAHÇE (78): Anete Jekabsone 8 (3 ribaund), Hana Horakova 3 (2 ribaund- 3 asist), Birsel Vardarlı 5 (5 ribaund- 1 asist), Esmeral Tunçluer 7 (2 ribaund- 3 asist), Nevriye Yılmaz 24 (9 ribaund- 4 asist), Ivana Matovic 20 (4 ribaund- 3 asist), Tammy Sutton-Brown 2 (2 ribaund), Angel McCoughtry 9 (6 ribaund- 3 asist)

SPARTAK MOSKOVA(86): Epifaniya Prints 19 (2 ribaund- 4 asist), Sonja Petrovic 4 (1 ribaund), Natalia Vieru (1 asist), Ilona Korstin 4 (4 ribaund), Jelena Milovanovic 7 (1 ribaund), Sue Bird 12 (2 ribaund- 3 asist), Irina Osipova 16 (4 ribaund- 1 asist), Taj Mc Williams 16 (12 ribaund- 1 asist), Noel Kuin 8 (5 ribaund- 2 asist)

1.PERİYOT: 25-12
2.PERİYOT: 22-19
3.PERİYOT: 17-28
4.PERİYOT: 14-27

22 Şubat 2011 Salı

MANİSASPOR:1-TRABZONSPOR:2


Trabzonspor zor da olsa galip gelerek geçici olarak Fenerbahçe'ye kaptırdığı liderliği geri aldı. Aslında bu karşılaşma sadece 3 puan ve liderliğin geri kazanımı değil, aynı zamanda Trabzonspor'un verdiği mücadele ile şampiyonluğu ne kadar istediğini ve geriden gelerek bile olsa galibiyet için nasıl çaba harcadığının ve harcayacağının ispatı oldu. Anlaşıldı ki Trabzonspor ve sahada canını dişine takan oyuncu topluluğu bu yarışın içinde sonuna kadar olacak.

Maça Manisa klasik Hikmet Karaman takımlarındaki gibi haddini bilerek, iyi kapanarak ve hızlı hücuma çıkarak başladı. Nitekim daha 12. dakikada kornerden Dixon takımını 1-0 öne geçiren golü attı. Ancak  bu gol takımlarda tam tersi bir etki yaptı ve Manisa'yı daha çok kapanmaya ve nadir kontraataklarla gol aramaya iterken, Trabzonspor'u iyiden iyiye maçın hakimi yaptı.
Bu noktada söylemeden edemeyeceğim konu; Manisaspor'un ve tabii Hikmet Karaman'ın elinde bu kadar yetkin, mücadeleci ve kaliteli oyuncular varken oyunu neden domine etmeye kalkmadığıdır. Defansta Dixon ve Hüseyin'i çok beğenirim mesela, Fenerbahçe maçında da mükemmele yakın oynamışlardı. Sağ bekte yeni transfer Ivanski gayet devamlı bir oyuncu. Ortasaha desen ligin parlayan yıldızı Yiğit Gökoğlan ve Ömer Aysan ile önlerinde yılların tecrübesi ile Ömer Erdoğan. İki kanat ise Simpson, ki takımın en çok gol atan oyuncusu, ve Isaac sürekli hücumu düşünen, aynı zamanda karşı takım beklerini takip eden, mücadele gücü yüksek oyuncular. İleride ise Cahe ve yedeği Makukula. Burada eleştirilmesi gereken Yiğit Gökoğlan gibi bir oyuncunun neden yedek oturduğu olabilir. Ömer veya Isaac yerine rahatlıkla oynayabilir bence. İşte bu takım nasıl olur da oyunu kendi sahasında kabul eder anlamak mümkün değil.
Trabzon'da ise sakat olan Engin'in yerine Ceyhun 11'de ve Colman orta ikilideki görevini Ceyhun'a devredip sol kanada geçmiş durumda başladı. Ceyhun'un göbekteki oyunu takıma ne kadar faydalı olduysa, Colman o kadar etkisiz kaldı. Jaja'yı Manisa Yiğit ve Ömer'le gayet başarılı durdururken Burak ve Umut son ana kadar sürekli pozisyon aradılar ve takımlarını ateşlediler.



İkinci yarı Jaja'nın güzel pasıyla Umut'un golü bulması ve skoru 1-1'e getirmesi ile tek kaleye döndü. Trabzon iyice bastırıp galibiyeti ararken Manisa tek bir pozisyon buldu. Bunda da Isaac, kaleci Onur'a takıldı. Alanzinho'nun oyuna girişi ve driplingleri oyuna heyecan katarken uzaktan şut denemeleri golün habercisi gibiydi. Nitekim 85.dakikada ortasahada aldığı topu 20-25 metre dikine sürerek kaleyi karşıdan gördüğü anda mükemmel bir vuruşla takımına galiyeti getirdi.
Sonuç olarak Trabzon hakettiği bir galibiyet aldı ve şampiyonluk yarışında ''Ben de varım.'' dedi.

21 Şubat 2011 Pazartesi

BEŞİKTAŞ:2- FENERBAHÇE:4


  
Orta saha kurgusunu görünce tamamdır dedim, olmuş. Necip’im orada, Ernst’im orada, Gut’im orada daha ne isterim ki! İki itirazım olurdu sadece kurguya biri Almeida-Bobo diğeri Ferrari-Sivok, birincisi önemli değildi de ikincisi önemliydi, Sivok lazımdı bu kurguya ne işi vardı Ferrari’nin sahada. Bu işin sonu iyi değil dedim kendi kendime ama hemen uzaklaştırdım şeytanları fikrimin ince gülünden. Şeytan o ara dedi ki bu adam gider Lugano ile eşleşirse, her duran top organizasyonunda Lugano bu adamı çiğ çiğ yer, psikolojisini bozar, bildiğini unutturur dedim. Yeri gelmişken söylemem lazım, Lugano sadece Lugano değildir, Lugano bir takımın kazanmak için ihtiyacı olan yan etkenleri sahaya yansıtan önemli bir karakter oyuncusudur. Öncelikle harika bir profesyoneldir, dün de futbolun içinde olan şeyleri harika yaptı, Ferrari’nin psikolojisi yetmedi maalesef, kırmızı kart pozisyonunda bile dizlerine dikkat edin Ferrari’nin neresine temas ediyor, vücudunu ustaca nasıl yanaştırıyor, suç mu tabiî ki değil, aksine takdir edilesi, çünkü takımının kazanması gerekiyor, o da bunun için elinden geleni ardına koymuyor, dikiş yerini bulunca da parmaklıyor ve yarayı kanatıyor. Ferrari 1-2 pozisyon hakemden iyi kurtuldu, belki de Lugano’yu kündeye aldığı pozisyonda hakem penaltıyı çalsaydı Beşiktaş için çok daha hayırlı olacaktı. Çünkü Beşiktaş, zaten oyunu kopartacak kıvamdaydı ve ne olursa olsun moral avantajı vardı, pozisyon üzerine pozisyon üretiyordu. 
 

Başa dönersek; FB maça çok iyi başladı, çok olgun bir takım görünümündeydi Beşiktaş’a nazaran. Kanatlar özellikle sol kanat oldukça başarılıydı. Sol kanadın iyi olmasının ya da görünmesinin nedeni Q7’nin Ekrem’e destek vermemesi ve Aykut hoca’nın bunu kullanmak istemesiydi, eminim ki Q7 maça solda başlasaydı, Aykut hoca Gökhan ile Mehmet’i kullanacaktı ve sağ kanat daha fazla işleyecekti. Çünkü FB için önemli olan zayıf tarafa yüklenmekti ve Aykut hoca iki kanadının da Beşiktaş’tan daha üstün olduğunun bilincindeydi, burada tercihi belirleyecek olan Q7’nin nerede oynayacağıydı. FB için her şey muntazam giderken 25. Dakikadan sonra güçler dengelenmeye başladı, çünkü Beşiktaş orta üçlüsü akıllıca manevralarla kanatlarını kapadı, Guti’nin Ekrem’e nasihatı, biraz aklını kullan demesi ve ilk yarının Ernst’ten sonra en fazla koşan adamı olması(5450m) manidardı ve maçı ne kadar çok istediğini gösteriyordu. Buna Alex ve Emre’nin de bu dakikalardaki etkisiz oyunları da neden oldu ve Beşiktaş 35. Dakikadan sonra bütün üstünlüğü eline aldı, kaçınılmaz olan oldu ve bunun neticesinde de Ekrem’in beraberlik golü geldi. Ekrem’in sol ayakla bu şutu nasıl çıkarttığına şaşırmamak gerek çünkü Ekrem’i bilenler bilir iki ayağını da oldukça iyi kullanır hedefi tutturabilirse tabi, bu pozisyonda da Volkan’ı kapattığı köşeden muazzam bir şutla avladı.


2. yarı başlarken açıkçası Beşiktaş’ın ilk yarının sonlarındaki performansını sürdürebileceğini düşünmemiştim, ama daha da ötesine geçerek beni çok şaşırttılar, bunun golü baskılı oynadıkları 10 dakika içinde bulmalarının ve fazla efor sarf etmeden devre olmasının payı büyük. Harika bir başlangıçla 2. Gol de gelince keyfilerin yerine gelmesi, yıldızların hadi bakalım sıra bize geldi performansları Beşiktaş’ın bütün gediklerini görünmez kıldı. Arka arkaya gelen pozisyonlar, kırılma anları derken Almeida önünde topu karşısında Volkan’ı buldu, hormonlu Guiza öyle kötü bir tercihle topu kalecinin soluna vurdu ki Hakan Şükür bile afalladı. 65. Dakikaya kadar Beşiktaş şiir gibi top oynadı ve devam edeceğinin sinyallerini de veriyordu, ama olan oldu ve saha da 10 kişi kaldı ve Fenerbahçe zaten üstün olan fizik kondisyonun üzerine pas disiplinini de koyunca Beşiktaş’a ezici bir üstünlük sağladı. Kalan dakikalarda böyle tükendi. Burada Aykut hocaya bir parantez açmak gerek, yaptığı değişiklikler korkudan ya da skoru korumak için yapılan değişiklikler değildi, rakibine saygısı gereği daha fazla farkın açılmasını istemediği içindi, çünkü takımı isteseydi 5. Ve 6. Golleri çok rahat atabilirdi ama Aykut hoca kendine yakışanı yaptı, ihtiyacı olanı aldı ve yoluna devam etti. Madem öyle bir parantez de Schuster’e açalım, 10 kişi kalan takımı 70 metre de top oynatamazsın hocam, oynatırsan komik duruma düşersin, ne oldu da 1 adam eksilince böyle oldu der insanlar, 1 oyuncu bu kadar fark ettirmemeliydi derler. Ne yaparsın peki çıkartırsın Almeida’yı ama unuttum kimi alacaksın ki Bobo-Sivok kadroda yok! Vazgeçilmez olan defansın sağlamlığıdır eğer eksik kalıyorsan! Bu yüzden forvet oyuncularında fedakarlık edersin, takımı çekersin geri, üstüne gelmesini beklersin kurarsın pusunu ve hızlı adamlarınla anlık çıkışlarla gol ararsın.

Not: İnanın insanın içi sızlıyor kırmızı kartı hak etmediğinden değil Ferrari ama insan istiyor ki saha da çatır çatır top oynanırken 11’e 11 olsun şu iş, herkes alsın yine istediğini ama bir adamın aptallığına yenik düşülmesin bunun yüzünden kaybedilmesin sahada.

Bir öneri: Rakip takıma bir opsiyon sunulsun, kırmızı kart gören futbolcuyu affetme opsiyonu. Mahalle maçı tadında

By Bora
.


20 Şubat 2011 Pazar

ALMEIDA, FERRARI VE ALEX


Fenerbahçe iyi başladığı ligin ikinci yarısına fırtına gibi devam ediyor.
Bence maça üç oyuncu damgasını vurdu. Sırasıyla Almeida, Ferrari ve Alex.
1) Almeida: 60. dakikada 50 metre sürdüğü topu Volkan'la karşı karşıya kalmasına rağmen atamadı ve skoru 3-1'e getirip maçı koparma şansını kaçırdığı için
2) Ferrari: Lugano'ya attığı dirsekle, yediği kırmızı kart ve sebep olduğu penaltı ile Fenerbahçe'nin oyuna tekrar tutunmasını sağladığı için
3) Alex: Takım kaptanı olarak özellikle ligin ikinci yarısında sergilediği muhteşem perfromansa bir yenisini daha ekleyerek izleyen herkesi büyülediği için

Fenerbahçe'nin istek ve azmi devam ediyor. Futbolcuların ''Her maça final maçı gibi çıkıyoruz'' açıklamalarını pek ciddiye almam ama bu sefer gerçekten bunu inanarak söylüyorlar galiba. Üst üste aldıkları 6 galibiyet ve kazandıkları prim bir yana, Fenerbahçe mücadele etmeyi, istekli görünmeyi bir alışkanlık haline mi getiriyor yoksa?
Tabii devre arasındaki muhtemel fizik yüklemeyi göz ardı edemeyiz. İkinci yarılarda özellikle 60'tan sonra tel tel dökülen takım, şimdi daha güçlü basıyor yere. Koch'un takımlarındaki fizik-kondisyonu andırıyorlar.




Maçı izleyenlerin mutlaka düşündükleri, yorumladıkları vardır. Pozisyonları, golleri, hakemi anlatmaya pek gerek yok.
Ancak Dia'yı tutamayan ve bana kalırsa 2 tane kırmızıyı hakeden, sahanın neredeyse en kötüsü Ekrem'in ilk yarının sonunda attığı golü takdir etmeden olmaz.
Gökhan Gönül'ün Simao karşısında yaşadığı zor anları, kendisinden hızlı rakibinin kurduğu üstünlüğü kabul edememesi ve akıl yerine heyecanla oynayarak, mesafe bırakmak yerine rakibine çok yakın olarak ikinci sarıdan kırmızıyı hakkettiğini ise söylemeden geçemem.

Beşiktaş tarafında ise Schuster'in dik başlılığı sonuna kadar devam ederken, yedek stopersiz maça başlaması, Ferrari'yi Dinamo maçında dökülmesine rağmen böyle bir maçta da ilk onbir çıkarması, Necip'i haftalardan sonradan oyuna sokarken Fenerbahçe maçında sahaya sürmesi tartışılması gereken konular.

Tabii unutmamak da gerekir ki, bu sezon Beşiktaş ilk gölü rakibininin attığı sadece 3 maçı çevirmeyi başarabilmiş. İstatistiksel olarak şaşırtmayan bir skor yani.

Takımda Guti yine takıma önderlik etmeye çalışırken, takımın Simao haricinde bu seviyeye yaklaşamaması sorunların temel sebebi. Quaresma'nın ise ne yapmaya çalıştığını hala anlayamadım, sonuçsuz oyuna devam.

Not: Yeni eve geçme nedeniyle aksattığım yazılara bundan sonra aynen devam edeceğim.

18 Şubat 2011 Cuma

AH BE BEŞİKTAŞ


Ne desem ki, hep bir umuttu beni sana çeken, hep bir kalp ağrısıydı, gitmesem nasıl olacaktı ki kapalıya, ne yapacaktım ki evde, seyretmeyecektim bile belki de, çünkü adımız gibi biliyorduk böyle olacağını, ama yine de haykırmamız lazımdı adını sus pus olmuşken ortalık! Allah Allah Allah saldır Beşiktaş umutlar tükenmedi saldır Beşiktaş! Evet ulan evet daha 25 dakika varken daha 3-1 bağırındı, birileri bağırsındı…Susmasındı… Onun için oradaydım. Ne önemi vardı ki, yoktu ki saha da bakılacak bir şey, olması gereken de tam olarak buydu.
Penaltı düdüğü çalınmış dakika 85+,
Yumruklar daha güçlü kalksındı, daha gür girilsindi gündoğduya, belki o zaman unuturduk!
Hani yağlı urgan geçirilirken boynuna ve haykırmak zorunda olduğun şeyi haykırırken, son nefesinde bile ondan vazgeçmediğini göstermektir ya dünyaya bazen zafer!
İşte o top ağlarla buluştuğunda, yumruğun havada avazın çıktığı kadar bağırırken, boğazında düğümlenen ve sesini cılızlaştıran o yürek sızısı iki saniye sonra yerini daha gürüne bırakır ya, artık geçmez olur zaman, çünkü galiptir bu yolda mağlup, çünkü bile bile ölüme yürümektir bazen dilinde marşlarla…      
Gündoğdu hep uyandık, stadlara dayandık
Beşiktaş’ın uğruna da bayraklara dolandık
Semtimiz erkek semti aşık eder herkesi,
Üzerimden eksilmesin bayrağımın gölgesi
İşte biz kötü günde hep omuz omuzayız,
Övünmek gibi olmasın, biz karakartallıyız
Kara…. Kartal…..,  Kara…..

By Bora

17 Şubat 2011 Perşembe

REZALET


Rezalet'in böylesi. Gümbür gümbür giden, belki de Avrupa şampiyonluğunu daha oynamadan garantileyen takımın iki büyük oyuncusuna yapılanlar kabul edilemez.
Diana Taurasi dünyanın en iyi bayan kadın basketbolcusu. Hem WNBA, hem Avrupa'da şampiyonluklar, MVP'ler. Sezon başında Fenerbahçe'ye transfer oldu. Ve onun da etkisiyle Fenerbahçe Avrupa'da gruplarda 10'da 10 yaptı. Buraya kadar herşey yolunda. Ya sonra?

Sonra Aralık ayında doping kontrolü için olağan olarak her spocudan alındığı gibi Diana'dan da örnekler alındı. Bu örnekler Hacettepe Doping Kontrol Merkezi'nde inceleniyor ve yasaklı maddeler tespit edildi. Büyük şok. Kesinlikle bunu kullanmadığını söyleyen Taurasi'nin lisansı tedbir kararıyla donduruldu ve maalesef Taurasi ülkeden ayrıldı..
Haftasında Penny Taylor'un da numunelerini alınmak isteniyor, ancak bu merkeze güveni olmadığını söyleyen yıldız, numuneleri Köln'de teste sokuyor, temiz çıkmasına rağmen birlikte olduğu ve Türkiye'ye gelmesine neden olduğu takım arkadaşını takiben sözleşmesini feshediyor, ve o da ülkeden ayrılıyor.


Taurasi'nin B numunesi dün açılmış ve temiz çıkmış bulunuyor. Söylenenlere göre Taurasi doping konusunda bir uzmanı da yanında getirmiş ve Hacettepe Doping Kontrol Merkezi'nin hatasını tespit etmiş. Fenerbahçe'ye Basketbol Federasyonu'ndan gelen yazıda A ve B numunelerinin temiz olduğunu ve tedbir kararının kaldırıldığı yazıyor.
Daha önce tüm dünyada A numunesi pozitif çıkıp, B numunesi negatfi çıkan bir ya da iki örnek vardır. Bu da üçüncü oldu. Ancak en büyük fark skandal denilecek bir şekilde hem A, hem B numunelerinin negatif çıkması.
Oyuncularına dopingli damgası vurulan, sözleşmelerine tedbir kararı alınan ve bu olaylar neticesinde oyuncuları ülke dışına çıkan Fenerbahçe de üç koldan ilerlediği mücadelesinde geri kalmamak için yeni oyuncular transfer etti. Yabancı hakkını da doldurdu.
Şimdi Taurasi tekrar oynayabilecek ve Fenerbahçe resmen sabote edilmiş durumda. İki büyük yıldızından mahrum edildi ve bunun telafisi yok. Bundan sonra yapılacaklar sadece göstermelik olacaktır.
Bu olay üzerine Hacettepe Doping Kontrol Merkezi'nin lisansı iptal edilebilir. Zaten tüm dünyaya rezil olduktan sonra edilmeli de.
Bence Fenerbahçe'de tazminat davası açıp gereğini yapmalıdır. Şekip Mosturoğlu'nun bunu atlayacağını sanmıyorum.

14 Şubat 2011 Pazartesi

UÇTU UÇTU FENER UÇTU


Aslında bu kadar kolay olacağını kimse beklemiyordu. Daha ikinci dakikada Volkan Babacan'ın halihazırda oyuncusu olduğu klübe yaptığı ikramla Niang'ın golü geldi. Ve maçın seyri bambaşka oldu. Bu maçta kolay gol olmayacağını, Kayseri'nin yüksek direnç gösterip Fenerbahçe'yi zorlayacağını bekleyenler ise beklemeye devam etti.

Fenerbahçe'de yine mücadele ve istek son safhadaydı. Bunun en büyük göstergesi Alex'in 80.dakikada kendi yarısahasının ortasına kadar rakibi takip ederek gelmesi ve yatarak müdahale edip topu arkadaşına kazandırmasıydı. Kuşkusuz eğer Alex bu mücadeleyi 10 yıl önce yapıyor olsaydı, Fenerbahçe yerine Real veya Barcelona'da oynaması şaşırtıcı olmazdı.

Kayseri'yi çok daha iyi bekliyordum, ama yanıldım. Orta saha ve defansta yırtıcı olan Fenerbahçe karşısında etkisiz kaldılar. Amrabat denedi ama olmadı. Her denemede ya Santos, ya Gökhan, ya da Lugano bitti karşısında.

Lugano'nun golüne ise değinmeden olmaz. Resmen havada asılı kaldı. Gerçi bunda Alex'in payını da atlamamak lazım. Artık herkes biliyor ki Alex duran toplarda eline göğsüne götürdüğü zaman top Lugano'ya adrese teslim gidecek. Neredeyse tüm Kayseri savunması Lugano'ya odaklanmıştı ama o yine yaptı yapacağını. Şimdiden 5 gole ulaştı ki, geçen seneyi 7 golle bitirmişti.

Fenerbahçe ligin ikinci yarısında kanatlandı uçuyor. Bakalım önümüzdeki hafta İnönü'de neler olacak.

13 Şubat 2011 Pazar

GEÇMİŞE DÖNÜŞ


Kazanan takımdan başlayalım. Rakibinin geçtiğimiz hafta gösterdiği performans 0-0’cı Tolunay Hoca’yı onun takımlarının klasik kontrollü oyununu oynamaya itmiş gibi göründü. Maçın hemen başındaki gol ise işlerini tahmininden çok daha erken kolaylaştırdı. Skor avantajının da etkisiyle beklerini tamamen savunma göreviyle tuttular sahada. Hürriyet ve Murat’ın klasik bozucu oyunu, onun yeteneğindekilerin pek sevmediği mücadeleci bir kimlikle sahada kalan Wagner’in katkısı ile birleşince hem ortayı hem de sürekli rakibin bekleriyle geri gelen Popov ve Ismael Sosa sayesinde kenarları kapatmış oldular. Özellikle son 30 dakikayı tamamen savunma amaçlı oynayıp istediklerini alarak maçı tamamladılar. Stoper Danny ve sol bek İvan De Souza sivrilen oyunculardı, diğerleri de en azından görevlerini yaptılar. Kupa maçının yıldızı Cenk ise fazlasıyla yalnız kalsa da maçı kazandıran golün asistini yaparak istatistik tablosuna yine girmeyi başardı.
Galatasaray’da Kewell’ın son dakika sakatlığı Anıl’a forma şansı getirdi. Hagi, Emre Çolak’tan istediğini alamamıştı, Aydın ise başkandan yemişti kesiği. Yekta’yı da bir sebepten oynatmak istemeyince Kazım’ın forvet oynayıp Kewell’ın yerine sağ açık alma ihtimali ortadan kalktı. Baros da hazır olmayınca eldeki tek forvet olan Anıl sahaya çıktı ilk 11’de. Şahsi kanaatim 3 hafta önce maç kazandırıp sonraki maçlarda kulübeyi dolduran oyuncunun bu kadar zor bir maçta, kalburüstü stoperlere karşı oynatılmasının doğru olmadığı yönünde. Kewell’ın sakatlığı ile boşalan yabancı kontenjanı ise değişiklik için bekletilmek yerine haftalardır ciddi anlamda kötü oynayan, bugün de goldeki pozisyon hatasıyla takımın geriye düşmesinde doğrudan katkısı olan Hakan’ın yerine Insua oynatılarak doldurabilirdi.
Çok erken geriye düşünce oyunu bir anda değiştirmedi Galatasaray. Bekleri rakibin beklerinden daha çok oyunun içinde olmaya çalıştı ama takımın kötü olduğu dönemdeki hız problemi yine ortadaydı. Kazım kendini tamamen çizgiye atıp oyunu genişletmeye çalışırken Culio da iyice sola yaklaşarak Stancu ve Hakan ile hücumu yönlendirmeye çalıştı. Anıl iki iyi stoper önünde çok zayıf kalıp Kazım da içeriye kat etmeyince gol Stancu ve Culio’nun şahsi gayretlerine kalmıştı. Sabri ise tartışmasız sahanın en kötüsüydü. Hatta o kadar kötüydü ki, takımda zorunluluktan oynayan Serkan’ı çıkarıp onu sağ beke almayı bile düşünmedi Hagi, Yekta’yı oyuna alırken. Nadiren de olsa, soldan kurulan oyunda Kazım’a atılan uzun toplar da Ivan De Souza’nın iyi gününde olması neticesinde etkisiz kaldı.
İkinci yarıda Gaziantepspor kendini tamamen delikleri kapatmaya adayınca ilk yarıda stoperlere ve Neill’e yaptıkları baskıyı da bıraktılar. Savunmalarına güvenip ikinci golü aramayı neredeyse hiç düşünmediler. Galatasaray adına Baros hamlesinin geleceğine şüphe yoktu ancak bu hamleyi herkesin beklediği şekilde yaptı Hagi. Halbuki skor dezavantajı dikkate alınıp Serkan’ın yerine girmiş olsaydı Baros, rakip sahadaki oyuncu sayısını artırıp golü bulması bu kadar tesadüflere kalmazdı. Yekta girip sol açığa geçince Stancu’nun , Baros’un arkasına geçip serbest oynamaya başlaması Hagi’nin Servet’e top şişirme öncesindeki son kozuydu, ancak bu koz Rumen oyuncunun ortadan kaybolması ile sonuçlandı. Dakikalar ikinci yarı boyunca, pozisyon olmayan FM maçı gibi eriyip gidince maç ev sahibi takımın rahat galibiyetiyle sonuçlandı.
İki takımın da sezonun geriye kalan bölümünde daha agresif olması gerektiğini düşünüyorum. Üst üste kazanılacak maçlar Gaziantepspor’u UEFA kupası potasına sokup sezonu daha heyecanlı hale getirebilir onlar için. Galatasaray’da ise Hagi’nin bu takımın başında kalmaya devam etmesi için skordan ziyade baskın ve hücuma dönük bir oyuna ihtiyacı olduğunu fark etmesi gerekiyor. Bu maça özel kontrollü oyun başlangıcı kabul edilebilirdi ama olmadı. Ligi beşinci bitirme şansının da kalmadığı düşünülürse, takımın önümüzdeki yıl için ışık vermemesi durumunda Rumen Hoca da teknik adam göndermekten hiç çekinmediği açık olan Galatasaray yönetiminin son kurbanı olacaktır.

by Mustafa

11 Şubat 2011 Cuma

21. HAFTANIN MAÇLARINA BAKIŞ

Bucaspor-Konyaspor
Kaybedenin çok şey kaybedeceği bir maç. Ekstra defansif oyununun karşılığını son dört maçta gol atamayarak alan! Konyaspor’un kendisi için bu kadar kritik olan bir deplasman maçında da mantalitesinin değiştirmeyeceğini düşünüyorum. Yeni transfer Robak daha çok hakim bir oyunun forveti olduğundan kontra ataklardan da verim alamayacaklardır yüksek olasılıkla. Tek avantajı lig standardının üzerinde olduğunu düşündüğüm kalecisi Pawelek’tir. Bucaspor ise Samet Aybaba’nın gençlik aşısıyla ilk yarıya göre aşama kaydetmiş durumda. Konyaspor kazanamaz, bahis oynayacak olsam alt oynardım.

Sivasspor-Trabzonspor
İlk yarıdaki özgüvenin neredeyse tamamen kaybedildiği bir Trabzonspor’un karşısında Galatasaray ve Bursa maçlarını ezilmeden kaybeden Sivasspor olacak. Mehmet Yıldız’ın sahadaki pozisyonunun birkaç adım geri çekilmesi ise Grosicki ve Erman’ın kabiliyetine bırakıyor Sivasspor’un gole ulaşımını. Son iki maçtaki gollerin bu oyunculardan gelmesi ise sadece tesadüf. Trabzonspor’da panik havasının ispatı Antalya maçının ilk dakikalarında kaçan gole verilen tepkiydi aslında. “Daha 80 dakika var, nasıl olsa atarız” diyemediler. Oyunun hakimi Trabzonspor olacaktır, erken gol bulursa kazanır. Bulur mu peki? Bu kez olacak gibi geliyor bana.

İBB-Gençlerbirliği
İBB üst üste iki galibiyetle tablonun üst kısmında kalıcı olabileceğini gösterdi. Her şart ve koşulda aynı oyunu oynamaları ise bir sanat olmalı. İçeride Kasımpaşa ya da deplasmanda Fenerbahçe fark etmiyor. Gençlerbirliği ise büyük kaleci hatasıyla kazandığı Buca maçından sonra düşme stresini atmış olmanın desteğiyle oynayacaktır. Ermin Zec’in dönüşü çok büyük bir artı. Orta saha mücadelesi çok çetin olur, az gol olur, sanki Gençler alır.

Gaziantepspor-Galatasaray
Altıncılık yarışını yakından ilgilendiren bir maç. Şaka bi yana, ben bu iki takımın da lig şu anda sıfırdan başlasa şampiyonluğa oynayacağını düşünüyorum, bu nedenle keyifli bir maç olacaktır. Hagi’nin Ziya Doğan’dan sadece birazcık daha fazla hücumcu mantalitesinin Eskişehirspor maçında değişmiş olabileceğini gördük. Maç yorumunda yazdığımız gibi daha efektif ve akılcı oynamaya başladılar, Ayhan olmadığı için de daha hızlı. Gaziantepspor ise tek tek bakıldığında çok iyi bir takım görüntüsünde. Kayserispor’da iken Tolunay Kafkas’ın imzası haline gelmiş
0-0’lık skorlardan biraz da bazı oyuncuların gol isyanı ile kurtulmuş gibi görünüyorlar. Ligin kanatları en iyi kullanan takımlarından biri ayrıca ve ligin en kötü sol bekine karşı oynayacaklar. Garip bir tahmin olacak ama takımlardan biri 1-0 kazanır.

Karabükspor-Kasımpaşa
Kasımpaşa’nın Yılmaz Vural yeniden göreve gelemeyeceğine göre ligde kalma şansı neredeyse yok. Karabük ise Beşiktaş maçının özellikle ilk yarısında çok olgun bir oyun oynadı. Ligin ilk basamaklarına yeniden dönmek için istekli olacaklardır. Karabük kazanır, belki 3-4 bile olur.

Eskişehir-Bursaspor
Öncelikle eğer yine tek forvet Ümit Karan oynarlarsa canlı bahis oynayıp varımı yoğumu Bursaspor’a yatırmak isteyeceğim muhtemelen. Kendisinden hiç haz etmesem de Bülent Uygun iyi bir teknik adamdır, 3-0 geriden gelip son 3 yılın en iyi oyununu oynayan GS'ye karşı maçı çevireceklerdi neredeyse. Burhan ve Sezer ligin kalbur üstü oyuncuları benim gözümde. Bursa ise şampiyon performansa dönmeye başladı, oynamadan kazanmaya yani. Kenny Miller bu oyun için biçilmiş kaftan, bulduğunu atıyor. Ertuğrul Sağlam Volkan Şen’den vazgeçmiş gibi görünse de ligin en kötü ikinci sol beki Volkan Yaman’a karşı kullanmasını önerirdim asistanı falan olsaydım. Eskişehir kaybetmez sanki, Bursa da kaybetmez ama, loto maçı.

Antalyaspor-Manisaspor
Trabzonspor karşısında gösterdikleri sükunete hayran kaldık Antalyasporlu oyuncuların. Biraz şanslı olsa kazanabilirlerdi hatta. Manisa ise Fenerbahçe karşısında golü attıktan sonra bitti. Ellerinde Kahe ve Makukula gibi birbirinin kopyası iki forvet var ve ikisi de yetersiz bence. Aynen Veysel-Djehuoua ikilisi gibi. Spor yazarı olsam Tita ve Simpson’ı izlemek için giderdim Antalya’ya. Bu maç gollü geçmeye aday gözümde, Antalya kazanır sanki.

Ankaragücü-Beşiktaş
Overrated Beşiktaş, köstek seyircisi olmadan oynayacak Ankaragücü’ne karşı. Maçın en kritik adamı, sahadaki 22 kişinin içinde ikinci ligde oynamaya en layık oyuncu olan Özden olacaktır bence. Yine saçmalarsa kalede, hücum gücü yüksek Beşiktaş alır maçı. Guti oynamazsa yine organizasyon problemi yaşayabilir Beşiktaş. Ankaragücü birkaç maç daha kaybederse dibe doğru yolunu tutar, o yüzden çok cidiiye alacaklardır. Problem adam Ümit Özat için vitrin maçı olacak. Seyirci olmadığından biraz zevksiz bir maç olabilir. Yorumum yok, üç ihtimalli.

Fenerbahçe-Kayserispor
İyiden iyiye şampiyonluk havasına giren Fenerbahçe, Manisaspor maçından sonra bir 90 dakika daha oynayıp onu da kazanacak gibiydi fiziksel ve mental olarak, hem de Gökhan’sız. Hafta içi problem adam olduğu iyice ayyuka çıkan Emre’nin sorun yaratabileceğini düşünüyorum, sayısal eksilirlerse maç kolay geçmeyecektir ve bunun ihtimali hiç de az değil. Kayserispor deplasmanlarda evinde oynadığı oyunun %20’si seviyelerine düşüyor sanki. Baskı kurmuyorlar, “bakalım kutumuzdan ne çıkacak” der gibiler. Beraberliğe razı bir oyun oynarlarsa oradan çıkamazlar. Fenerbahçe’nin son iki haftadaki oyunu tesadüf değilse, ki bence değil, çıkamayacaklar da.


By Mustafa

10 Şubat 2011 Perşembe

ATMA BARCELONA DİN KARDEŞİYİZ


Bir tribün çocuğu ve görmüş geçirmiş bir futbol sever olarak söylüyorum ki çok şanslıyız hem de farkına varamayacak kadar.
Sağda solda bazı arkadaşların yazılarına tanık oluyorum, Barcelona ve futbolu hakkında. Sıkıldıklarından bahsediyorlar çoğunlukla, nedir sıkıldıkları bakalım.
Felsefeye giriş 101. Soldan bindirelim
Şimdi hepinizin bildiği iki görüş benimsenir sanat için
Nedir?
1- Sanat sanat içindir
2- Sanat toplum içindir
Şimdi nasıl bağlayacağız bu konuyu?
Şöyle!
Barcelona futbolun sanat sanat içindir sözünün futbolla vücut bulmuş hali, onu eleştirenler de, bu futboldan tat almayanlar da, kıskananlar da, imrenenler de, takla atanlar da 2. görüşü yani sanat toplum içindir sözünü savunanların argümanı gibi. İçinden çıkılmaz şimdi bunun, sabaha kadar tartışılır. O zaman sağdan bindirelim…
Günümüz Barcelonası’nın karnı tok, sırtı pek, kimseye faydasının olmasını istemiyor, yaptığı işin mükemmelliğe ne kadar yaklaştığına bakıyor.
Mükemmelleştirmek için neye ihtiyacı varsa onu yapmaya çalışıyor, bir tabloyu sonlandıracak son fırça darbelerini tuvaline vuruyor ve kimsenin fikrini sormuyor çünkü birileri zevk alsın diye yapmıyor, baktığında ne görüyorsan ya da gelecekte ne göreceksen, hayran hayran bak diye farkında olmadan yapıyor, çünkü seyirciye değil, halka değil, elit bir sınıfa bir ziyafet sunuyor divan edebiyatı şairleri gibi, bugün Picasso’da, Vinci’de, Rodin’de gören ne görüyorsa ve birileri ne görmüyorsa ya da farkın da değilse işte bu o!
Biri futbol hatalar oyunu mu dedi? İşte bu neyse o değil, eminim bu söz söyleyenin içine kaçmıştır! Diyebilir misinki Mona Lisa’ya bu olmamış, Vinci yaparken olup olmadığı da, olup olmayacağı da umurunda değildi, yaptı ve oldu hatalar bile bilinçli yapılmıştı*.(bu arada portrenin yapımı (1503-1507) 4 sene sürdü Barça’nın 2007-2011 sezonların da ki futbolunun başkalaşmasına da dikkat edelim hayat ne garip vapurlar filan…)
Şimdi seyirci bu işin neresinde kalıyor, seyirci keyif almıyorsa seyretmekten neye yarar böyle futbol, böyle sanatın içine tükürürüm diyen mamana gibi, seyircisiz futbol olur mu gibi klişelere girmeyelim(liseli detected).  
Futbolu kimse bizden koparmıyor, git seyret diğerlerini bin tane maç var, ama bu tabloyu seyrederken de zevk almıyorum deme. Her maç bir sanat eseri adeta, ister sıkıcı gelsin, ister de haz etmeyin, bu takımın maçlarını canlı izleyebilmek bir lütuf bizler için. Vinci’yi, Mona Lisa’yı yaparken seyretmek gibi…  


By Bora
*hercules 2-0 barcelona(2010-2011)

REAL WORLD

Mısırlı Ahmed Ragab, İtalyan Luca Ferrari, Arjantinli Rueda ve Frances, Fildişili Aurier, Japon Umeda ve Türk İbrahim Köse.
Yukarıdaki isimler 2012 yılının Hamburg’unun genç çocukları, regenleri.
Birçoğumuzun ömrünü çalan, CM/FM serisinin gerçekte asla olmayacak oyuncuları.
Farklı oyun tarzları vardır oyuncuların. 300 yıldır aynı taktikle oynayan, hangi takımla başladığı 3 yıl sonraki takımını neredeyse hiç değiştirmeyen, hiç transfer yapmayan, 25 yaşından büyük oyuncu oynatmayan ya da Rafa Benitez’den rotasyon haricinde bir şey öğrenmediğini umduklarımız.
Günümüz futbolundaki maddi sıkıntıları görmüş olmaktan mıdır yoksa bir maliyet muhasebecisi gözüyle bakmaktan mıdır bilmem ama oyuncuların yıllık ücretleri ile kafayı bozarak oynayan biri de var oyunun müptelaları arasında. 30’lu yaşlarında ortalama 3 milyon pound yıllık maliyeti olan oyuncuların yerine, gerçekte bulmak ya da almak çok kolay olmasa da, dünyayı takım takım gezerek regen bulup oynatmak son dönemde benim FM’den aldığım en büyük keyif.
Ünlü olmadıklarından çok düşük yıllık ücret alıyorlar, eğer oyuncudan anladığınızı düşünüyorsanız ve onları isme göre değil de özelliklere göre değerlendiriyorsanız, gönderdiğiniz isimlerin performansını aşmalarını bile bekleyebilirsiniz.
Asıl mesele ise onları bulmak. Bilenler bilir ki bu adamlar “Player Search” e çıkmazlar. Ülkeyi ya da bölgeyi scout etmek ise hem çok uzun zaman alır, hem de biraz masraflıdır. Eğer hangi ülkenin ne zaman oyuncu oluşturacağını bilirseniz, o gün gidip yeni mahsülleri görme şansınız, hiç kimse görmeden yok pahasına alma şansınız olur. Ocak ayında Afrika ve Asya, Haziran-Temmuz aylarında Avrupa, Ağustos-Eylül gibi de Güney Amerika seferlerine bizzat çıkmak gerekir ki birkaç yıl sonra çocuğunuzmuşçasına seveceğiniz oyuncuları kadronuza katabilin.

Aşağıda son dönemdeki göz bebeklerim:

Leandro Frances
 Luca Ferrari
 Ahmet Ragab


By Mustafa

9 Şubat 2011 Çarşamba

MESSİ DAHA YUKARIDA


Bu kare dün akşamki Portekiz-Arjantin hazırlık maçından. Messi az da olsa Ronaldo'dan daha yukarıda, manidar geldi.
2-1 Arjantin kazandı. Maçın sadece ikinci yarısını izleyebildim. 1-1 giden maçta iki takım da o kadar kontrollüydü ki bari Ronaldo'yla Messi'yi izleyeyim dedim. 15 dakika sonra Ronaldo çıktı, Quaresma girdi. Messi yine Arjantin Milli takımındaki sonuçsuz şahsi şovlarına devam etti, 5 kişinin arasına girdi, takım arkadaşlarının yardıma gelmesini bekledi vb. Arjantin sanki Messi'nin verimli olması için oynayan çakma Barcelona gibiydi.
Ronaldo golünü atmış ilk yarıda. Ben de son dakikada Messi'nin penaltıdan attığı golü görebildim. Penaltı doğruydu.

ALEX'LE İKİ YIL DAHA


Alex'in iki yıl daha Fenerbahçe'de kalmasını sağlayan imzanın ligin ikinci yarısına 9 puanla başlayan ve zirveye tutunan takımın liderinin demotive olmamasını ve şampiyonluk yolunda devam etmesini isteyen, düşünen insanların bir anlık kararı olduğunu düşünüyorum. Eğer takım kötü başlasa ve kopma şu sıralar gerçekleşseydi kimse bu imzayı atmaya yanaşmazdı. Tek sebep Alex'e takımın hala lideri olduğunu göstermek ve demotivasyondan kaynaklanacak form düşüklüğünü ve puan kaybını engellemek. Eğer Alex'le devam etmek gerçekten isteniyorduysa neden daha önce imzalanmadığının cevabı yok.
Alex de öyle zeki bir adam ki; formunu yükseltti, takımın vazgeçilmezi olduğunu gösterdi, geriye koştu, top çıkardı. Kısacası en az 2 senedir yapmadığı herşeyi yaptı son 2-3 ayda.
Yanlış anlaşılmasın Alex'le bir derdim yok. Adam Fenerbahçe hatta Lig tarihinin efsanesi, ama fiyatında indirim bile yapsa performansının önümüzdeki sezon yarıya ineceğini bile bile bu yaşta bir adama bu kadar para verilmez. Gerçi kimlere neler verilirken Alex bunu fazlasıyla hakediyor ama neyse. Bir nevi teşekkür, ahde vefa yani.
Bence Alex, Aykut Kocaman'ın kafasındaki ideal sistemin adamı da değil üstelik. Maalesef Özer'den, Topuz'dan, Stoch ve Dia'dan istediğinin yarısını bile alamayan Aykut Kocaman, kendisinden önceki 7-8 teknik adamın yaptığını yapıp kaçınılmaz olarak dört elle Alex'e sarıldı.
Son olarak Alex'in futbolu bıraktıktan sonra Fenerbahçe'de antrenör-menajer olarak devam etmesi gerektiğini, zamanı geldiğinde de takımın başına geçebilecek potansiyeli olduğunu düşünüyorum.

MİLLİ TAKIM ÜZERİNE


Milli Takım uzun süredir heyecan vermiyor bana. Bunun başlangıcına 2002 Dünya Kupası diyebilirim.
O kadar beklenmedik, o  kadar güzel, o kadar akılda kalıcıydı ki, o zamandan sonra Fatih Terim'in ne oynadığı ve ne yapacağı belli olmayan takımını izlemek hiç bir zaman keyif vermedi. Buna 2008 Avrupa Şampiyonası da dahil.
Fatih Terim milli takımdan ayrıldığında resmen çok sevindim. Çünkü egoları gittiği her takımın önüne geçen bir adamın sağlıklı karar verip, doğru ve güzel bir futbol oynatabileceğini düşünmüyorum.
Mourinho diyebilirsiniz, ama aradaki fark çok net. Fatih Terim'den kendi oyuncuları korkuyor, Mourinho'dan rakipler. Mourinho'nun egosunu sadece dışarıya karşı gösterip, takımına karşı gayet naif davrandığından eminim.Böyle olması her oyuncusu ardından saygıyla söz etmezdi.
Neyse Guus Hiddink ile anlaşıldığında sevindim açıkçası. Çünkü istiyordum ki ne oynayacağı belli olan, aşağı yukarı tahmin edebileceğimiz bir kadro seçilsin, sürprizler olmasın. Biliyordum ki Hiddink çalıştırdığı her takımı hem pozitif oynatır, hem de olgunlaştırır.
Oynanan dört resmi maçtan sonra da yine aynı şeyleri düşünüyorum. Ama sonuçların biraz hayal kırıklığı yarattığı ortada. Çünkü maalesef Oğuz Çetin'e fazla güvendi ve Almanya maçının takvimi kararlarını etkiledi.
Bence şu sıralar yapmaya çalıştığı değişimi ilk geldiği andan itibaren yapmaya cesaret etseydi, şu anki tablodan farklı bir durum oluşmazdı. Yani eski kadronun yaptığını, değişen ve yenilenen kadro da zaten yapabilirdi. Bu durumda kaybedilen sadece puanlar değil, zaman.


Gelelim kadro tercihine. Bence Almanya'da yetişen Türk oyuncuların kovalanması, peşlerine düşülmesi ve şans verilmesi gayet pozitif olmakla birlikte keşke bu hamle daha önceleri de yapılsaydı da dedirtiyor. Maalesef daha önceleri yapılan araştırmalar Fatih Terim'in kafasındaki saplantılar yüzünden hep sonuçsuz kalıyordu. Şimdilerde ise Tunay Torun, Mehmet Ekici, İlkay Gündoğar, Nadir Çiftçi gibi isimleri görebiliyoruz A milli takım kadrosunda. Bu isimler en az 10 sene takımı sırtalayabilecek kapasitede ve bu durum altyapısı çalışmayan, yeni oyuncu çıkaramayan, çıkarsa da 6 ay içinde şımartıp mevcut yeteneği törpüleyen bir ülkede güven veriyor.
Buradan Nuri Şahin gerçeğine dönecek olursak, her ne kadar 5 sene önce ilk kez milli olsa da aradan geçen yıllarda neredeyse unutuldu ya da göz ardı edildi Nuri. Çünkü takımda Emre Belözoğlu vardı. Ve herkes biliyordu ki Emre'nin olduğu yerde ikisinin beraber oynaması sonuçsuz kalıyor. Fatih Terim'le beraber Emre'nin takımdaki yeri öyle sağlamlaştı ki, Nuri gibi bir yetenek bile değerlendirelemedi. Ama Nuri bu sezon göz ardı edilemeyecek kadar parladı. Bu maçta oynayamasa da bundan sonra bu takım Nuri'nin üzerine kurulmalıdır, ki Hiddink'in de farklı düşündüğünü sanmıyorum. Yanına yine aynı kültürden gelen, topu paylaşan, egoları olmayan, disiplinli gençler monte edilerek geleceğin milli takımı artık oturtulmalıdır. Tabii mümkünse Umut, Kazım, Servet, Sabri, Gökhan Zan gibi takıma verebilecekleri sınırlı adamlar olmadan.

Ben artık milli takım oynarken heyecanlanmak ve desteklemek istiyorum. Sadece milli duygular ve gazla oradan oraya ne yaptığını bilmeden koşuşturan sistemsiz bir takım yerine, zevk veren, olgun paslar yapabilen, sahaya yayılan ve gerektiğinde de tempo yapabilen bir takım izlemek istiyorum. Ve bunun Nuri Şahin önderliğinde Mehmet Ekici, İlkay Gündoğar, Tunay Torun, Oğuzhan Özyakup, Hamit Altıntop, Cenk Tosun gibi oyuncularla olabileceğini düşünüyorum.

Bu kadar yazmışken bir de gönlümden geçen onbiri yazayım:

Kaleci: Onur Kıvrak
Defans: Gökhan Gönül, Serdar Kesimal, Eren Güngör, İsmail Köybaşı
Orta Saha: Oğuzhan Özyakup, Nuri Şahin, Mehmet Ekici,
Sağ Kanat: Hamit Altıntop
Sol Kanat: İlkay Gündoğar
Forvet: Cenk Tosun
Yedekler: Tunay Torun, Nadir Çiftçi, Yiğit Gökoğlan, Yiğit İncedemir, Ali Güzeldal, Şahin Aygüneş, Serdar Aziz vd.

Not: Kanat ve yedekler için yorum alabilirim.

7 Şubat 2011 Pazartesi

KEPÇEYLE ALIP KAZANLA VERMEK


Maç öncesinden başlamalı. Trabzon maçı sürerken kadroyu merak etmiştim fazlasıyla, sanki beklenmeyen bir durum olacağını hissetmişçesine. Kadrolar açıklanınca öğrendik ki, Serkan Kurtuluş’un heyecanı içime girmiş de ondanmış. Sağ bekteki sorununu kısa cümlelerle açıklayamadığım Sabri, Hagi’den beklenmeyecek bir oyun okuma yetisiyle ortaya alınmıştı. Gerçi ilk yarının ortalarında Serkan da Florya’daki, Sabri’ye de öğreten, meçhul kişiden öğrendiği sağdan ortaya doğru topla ilerleyip yerini ve topu kaybetme hareketini yaptığında Hagi de pişman olmuştur belki tercihinden dolayı.
GS’ın artık asla yapamayacağını düşündüğümüz presin bu kadar başarıyla uygulanmış olmasının sebeplerinden biriydi Ümit Karan. Biraz uç bir örnek olacak ama Emenike’nin, Sestak’ın, Ermin Zec’in, Necati’nin hatta kendi takımındaki Batuhan’ın oynadığı bir ligin tek forvet standardının çok çok altındaydı. Topun ve rakip oyuncuların durmadığı bir anda gol atma şansı yoktu. Eskişehirspor sahaya çıkarken maçın kazananı belliydi aklımda.
Her şeyi Ümit’e yükleyip kazanandan bahsetmemek olmaz muhakkak ki. İlk yarı boyunca topu kazanmada gösterdikleri özveriyi, beklerin 50 metrelik pasları haricinde bir oyun sistemi uygulayarak anlamlı kıldılar. Caner’den kalma bu saçmalığa düşmeyip özellikle Culio, Cana ve Neill’in akıllı oyunuyla 3. bölgeye topu taşımak son yıllarda bu takım için o topu kazanmaktan daha zor olmaktaydı çünkü. FM tabiriyle Kewell’ın Deep Lying oyunu, Stancu’nun ‘Cut Inside’ ı ile birleşince birbirine yakın kaldı Galatasaraylı oyuncular. Kısa oynadıkları topu zor kaybedip hakim oldular. Es Es’i sersemleten 2. gol öncesi Serkan’ın kafayla kestiği 50 metrelik topu düşününce doğru yaptıkları da açıktı. Duran top sonrasında gelen sürpriz Cana golünün de en azından kendi evlerinde Süper Lig’de hiç yenemedikleri takıma karşı psikolojik fayda sağladığını unutmadan eklemek gerekli bu arada.

Es Es’in rakibinin zayıf karnı olduğu herkes tarafından bilinen sol bek mevkiini zorlamaması düşünülemezdi. ‘Burhan’a ver, içeri gir, dua et ve bekle’ sistemi ilk yarıdaki tek gol planlarıydı muhtemelen. İkinci yarının uzunca bir süresini de ‘Batuhan’a doğru vur, yanına git, hayırlısı neyse o olsun’ sistemiyle oynadılar. Beli hızlı olmayan Hakan’ın arkasına, hala ilk yarıdaki sistemle oynadıklarını sana birinin (Alper’di galiba) attığı pas Burhan’ın farkı azaltmasını sağladı, kalecinin garip hareketiyle. Sonra da ikinci yarı sisteminin ‘hayırlı’ sonucu serbest vuruş olunca ‘top ve rakip oyuncular hareketliyken hiçbir faydası olmayan’ Ümit ile 45 dakika boyunca kepçeyle aldığını 10 dakikadan az bir sürede kazanla verdi Galatasaray.
Kazım’ın FB’den kalma ‘sanat için sanat’ hareketlerinden biri , muhtemelen o anda, orada bulunabildiği için aylardır yolu beklenen Baros ile buluşunca ‘toplum için sanat ‘ oluverdi, en azında GS’lı topluluk için. En son 3-0 öne geçtiği İBB maçında da kafalarda ‘Acaba!!!’ yı doğuran takımın, tamamen tesadüfi olduğunu düşündüğüm Mustafa Sarp’ın girişi sonrası, yine aynı hisleri yaşatmış olması, çok önemli addettikleri kupa rövanşı ve bence diğer yoldan Avrupa’ya gitmelerini sağlayabilecek lig maçları ile ilgili en önemli çekince olarak kaldı akıllarda.
Bireysel performans olarak iki yeniye parantez açıp noktayı koyalım. Çok erken belki ama Zapata, kalede asla vatandaşı Mondragon’un duruşu göstermiyor, hatta hissiyat olarak en yakın karşılığı Hakan Arıkan diyebilirim. Çok gol yiyerek başlaması etken olmuş olabilir.
Top ayağında iken heyecanla izlenecek bir oyuncu kazandık STSL olarak. Belki Q7 gibi estetik ya da sempatik değil ama sanki Alex gibi efektif işler yapacak gibi görünüyor Stancu.


By Mustafa

BEŞİKTAŞ-KARABÜK: 1-1



Beşiktaş ile ilgili yazmayayım Karabük’e ayıp olur. Helal olsun Karabük’e aslanlar gibi oynadılar. ''Emenike Emenike'' diyordu millet neden dediklerini anlama fırsatım oldu. (FM’de de yılın futbolcusu seçildi zaten) Ama arkadaşlar bizim defanstakilere hayvan gibi oynadılar diye kızanları anlamıyorum, karşında insan varsa sen de hayvan gibi oynarsan suçlanırsın eyvallah.
Adam bir vurdun düşmedi 2 vurdun ayakta 3 vurdun daha da hızlı koşmaya başladı, eeeee dinden çıkarsın o zaman tabii. Allah ne verdiyse dalarsın. Ama sen efendi gibi düş, iki takla at, bağır çağır büyük takım topçusu gibi ol canımı ye! Böylesini uzun zamandır görmemiştik bütün tribün. Madem düşmüyor kafasına sıkalım dedik biz de, Toraman’ı tetikçi seçtik. Toraman’ın da suçu yok aslında ''Öldür'' diye bağırırsa bütün tribün, sen de dalarsın çiftten.


Teknik taktik analize gerek var mı bilmiyorum isterseniz onu da yaparım. Ama uzatmayayım işim var.

Maçtan enstantaneler:
Maçtan önce iki takımı da çağırdık tribüne alkışladık. ''Karabük sen bizim kardeşimizsin'' diye bağırdık. Kapalıya güneş vuruyordu maçın ilk 30-35 dakikasında, kapalı üst kapalı alta ''Başına güneş mi geçti?'' diye tezahürat etti (sesimiz çıkmayınca). Güneş bi gitti bu sefer de götümüz dondu, ''Alt taraf alt taraf, götün donsun alt taraf'' diye başladılar.

Geyik anları:
Bülent Ersoy bile erkektiiiii ohaaaaaaa Fenerbahçeeee, o gün doğanlar baba olduuuuuu ohaaaaaa Fenerbehçe, (29 sene mi oldu…………..)

Almeida gol:
Kapalı her zamanki gibi localardaki tv’ye bakıp pozisyonun gol olduğunu görünce, ''Pozisyon golmüş, Allah belanı versin'' ile başlayıp ''Futbolun katili, Türk hakemleri'' ile devam eden bir triad gerçekleştirdi.

By Bora

6 Şubat 2011 Pazar

FENERBAHÇE KAZANIYOR


Fenerbahçe, Manisa deplasmanında beni yanılttı ve galip geldi. Bunu söylerken Trabzon maçında gördüğümüz oyun anlayışını devam ettireceklerini beklemiyordum. Maçın başından sonuna son 3 senedir deplasmanlarda görmeye alıştığımız takım değil, başka bir zihniyetle ve istekle canla başla mücadele eden bir takım vardı.
Antalya ve Trabzon maçlarından farklı olarak bu kez çok da pozisyon verdiler ama ilk golü yemelerine rağmen pes etmediler. Yüreğiyle oynayan, mücadele eden futbolcular bütünü bize biraz yabancı bir kavram.
Neyse ilk yarının sonlarında Manisa yakaladığı fırsatlardan sadece birini değerlendirse Fener'in işi çok zor olurdu. Ancak şansın da yardımıyla hakedilen bir galibiyet kazanıldı. Zaten takım böyle mücadele ettiği sürece yenilmesi de çok umursanmaz.
Semih patır patır döküldü, ama bir penaltı yaptırdı, bir de vurduğu topu Niang tamamladı üzerine düşeni yaptı. Adam döküldüğü maçta yaptı bunları. Alex ise müthiş istekli, hatta kenara gelip Aykut Kocaman'a ''Beni alma'' bile dedi. Ya da ben öyle sandım. Niang'ın kenarda oynaması zaman zaman forveti iki hatta üçlediğinden ceza sahasında daha fazla pozisyon oluşuyor. Bu sistemin tek eksiği sağda Stoch'un oynası gerekliliği, o da Alex varken olmuyor. Mehmet'in ortasahaya gelmesiyle Niang-Semih-Stoch ile klasik 4-3-3 istiyorum.
Eklemekte fayda var, geçen sene izleyip çok beğendiğim Yiğit Gökoğlan bu sene aynı yerden devam ediyor. Bu tarz adamlar İngiltere'de çıksa Ferguson kaçırmaz. Yetenekli adamları seviyorum. Bu çocuk öyle bir çocuk.
Netice itibariyle Trabzon'un yine puan kaybettiği haftada zirveyle puan farkı 2'ye düştü. Hem de 3 haftada. Hala pek umudum yok ama bunu bile kim tahmin edebilirdi ki?
Kayseri ve Beşiktaş maçlarında dananın kuyruğu kopar.

3 Şubat 2011 Perşembe

FENERBAHÇE ÜLKER 3'TE 3 YAPTI


Fenerbahçe Ülker dün akşam aralıklarla izleyebildiğim maçta Zalgiris'i yenerek ikinci grupta 3'te 3 yaptı. Kaya ve Kinsey'in oynamadığı maçta Mirsad'ın aldığı süre ile birlikte etkisinin de arttığını gördük. Mirsad böyle giderse hiç yaşlanmayacak. 13 sayı 14 ribaund ile oynayıp, Eurolig kariyerinde 50. double-double'ını yaptı. Oğuz, Jasikevicius'un gelişi ile bence daha farklı oynamaya başladı. Jasikevicius ve Ukic ilk kez yanyana oynadılar. Emir ise Kinsey'in yokluğunda daha fazla süre aldı ve ne kadar faydalı olabileceğini bir kez daha gösterdi. Özellikle kısa savunmacılara karşı boy avantajını mükemmel kullanıyor.
Ancak bu maç şimdiye kadar en çok zorlanılan maç oldu. Uzun rotasyonu ne kadar iyi olsa da, Vidmar ve Kaya'nın olmayışı çokça hissedildi. Zalgiris özellikle 2. çeyrekte çok direndi ancak maçın sonlarına doğru Fenerbahçe Ülker'in tecrübesi ve maç sonu oynama becerisi ağır bastı. Sonraki maçta Litvanya'da çok zorlanacağımız ortada. Eksiklerin durumunu bilmiyorum ama oynamazlarsa seyirci desteğini arkasına alan Zalgiris bizi alt edebilir ve beklemediğimiz bir sonuçla dönebiliriz.

2 Şubat 2011 Çarşamba

FİNAL FOUR'A DOĞRU


Fenerbahçe Kadın Baskebol takımı adım adım Final Four'a koşuyor. Bu sezon oynadıkları tüm Avrupa maçlarını kazandılar. Avrupa'da yenilgisiz tek takımlar ve Top 16'da eşleştikleri Galatasaray ile oynadıkları ilk maçta da bu ünvanlarını korumayı başardılar. Hem de bunu takıma çok büyük umutlarla transfer ettikleri Diana Taurasi'nin doping skandalına ve Penny Taylor'un aniden bırakıp gitmesine rağmen yaptılar. Galatasaray'ı Caferağa Spor Salonu'nda 77-58 yendiler dün akşam. Biz de babamla oradaydık, bizim kız Birsel'i izlemek için. Nevriye 24 sayı ile takımı sürüklerken, Matoviç 14, Birsel 11 sayı ile destek verdiler.

Sezon başında Cumhurbaşkanlığı Kupası için Abdi İpekçi'ye gitmiştik. Sonuç yine aynıydı ve Galatarasay hiç hazır değildi. Dün ise skora ve kötü başlamalarına rağmen özellikle ilk yarıda başa baş mücadele ettiler, ancak 4 numarada Nevriye'yi durduramadılar. Ne Bahar, ne Melisa Can bunu başaramadı.


Fenerbahçe izlediğim kadarıyla guard pozisyonunda sene başından bu yana Birsel, Esmeral ve Harakova üçlüsü ile tüm takımlara üstünlük sağlıyor. Bizim kız diye söylemiyorum, Birsel'in oyunu okuması, gereken yerlerde takımı akıllıca yönetmesi ders niteliğinde. Zaten son Avrupa Şampiyonasın'nın MVP'si Harakova'yı yedek bırakmasından anlayabiliyoruz kalitesini. Esmeral ise hem hücum, hem savunmada üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor.
Uzun rotasyonunda ise sene başından beri sorun var. Matoviç çok iyi transfer ve Nevriye ile mükemmel bir ikili oluşturuyorlar ancak yedekleri Nevlin ve yeni gelen Sutton-Brown maalesef hiç kullanılmıyor. Bunu şu şekilde de söyleyebiliriz; uzunlar hiç dinlenme fırsatı bulamıyor. Maç kopmadığı sürece biliyoruz ki, Nevriye ve Matoviç sahada olacak. Bu ileride büyük problemler doğurabilir.

Angel ve Jakobsene ise dün pek öne çıkmadılar. Sadece verilen görevleri yaptılar. Ekatarinburg maçında muhteşem oynayan Angel koç tarafından biraz frenlenmişti sanki. Daha az birebir oynadı ancak savunma da Augustus ile eşleştiği için bunu savunma konsantrasyonuna da bağlayabiliriz. Jakobsene ise hala uyum sürecinde. Yine de Taurasi ve Penny'nin yerine gelen bu iki ismin Fenerbahçe'de başarılı olacağını düşünüyorum.

Galatasaray'da ise ayakta kalan tek isim Augustus'tu. Tek başına hücum etmeye çalıştı. Zaten genelde tüm setler onun dipling ve şutları üzerine kurulmuş durumda olduğundan çok çalışıp yoruldu. İkinci yarı ise tüm takım olarak ilk yarıdaki diencinin yarısını gösteremediler. Tabii bunda faul problemlerinin de etkisi vardı.

İkinci maçta da sürpriz beklemiyorum. Fenerbahçe 2-0 ile turu geçen taraf olur.

Maçın fotoğrafı ise aşağıda, Babam ve Aziz başkanın samimi pozu. Aziz Yıldırım'ın suratı emekli militerden çekindiğini gösteriyor bana göre. Ellerini de nereye koyacağını bilememiş.