25 Ocak 2011 Salı

BLACK SWAN


I am love bildiğin kötüydü, ama Black Swan öyle mi ya?
Kısa ve net: son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi. Zaten hayranı olduğum Natalie Portman'ın Oscar'ı hakettiğini kendi gözlerimle gördüm. Mutluyum, gururluyum. StarWars ile ben buradayım diyen, Closer ile yükselişe geçen Leon'daki küçük kız Black Swan ile başka bir boyuta geçmiş. Resmen elimizde büyüdü diyebiliriz. Leon'u herhalde 10 kere izlemişimdir. O zamandan beri Natalie büyüdü, koca kız oldu, Harward'dan bile mezun oldu. Aslen yahudi olan bu ay parçası şimdilerde Black Swan'da tanıştığı bale hocası ile beraber ve bir çocuk bekliyor.

Neyse artık filme gelelim. Durgun başlayan film, ortalarda hareketlendi ve sonunda darbeyi vurdu. Darren Aranofski'yi Requem For A Dream'den biliyoruz, filmin sonunda beyninizden vurulmuşa dönmüştük hani. İşte Black Swan da aynı etkiyi yaratıyor filmin sonunda.


Hayatımda izlediğim tek bale gösterisi Kuğu Gölü olduğu için hem müzikler, hem de konuya aşina olmam ilgimi artırdı diyebilirim. Ayrıca oyunculukların tavan yaptığı, senaryonun seyirciyle oyun oynadığı filmlerin de hastasıyım. Film sizi öyle bir eline alıyor, balerinin kafasının içine sizi öyle bir sokuyor ve hayallerini öyle bir gerçeklik de sunuyor ki, filmin sonuna geldiğiniz de resmen beyninizden vurulmuşa dönüyorsunuz.

Natalie Portman'ın bu film için gerçekten bu denli bir bale eğitimi almış olmasına ve filmdeki bale performansına hayran olmamak mümkün değil. Gerçi çocukken bu eğitimi almış ama neticede biliyoruz ki belli bir yaşta birdenbire bale yapılamaz. Balerinin çelişkilerini, tutukluğunu ve değişmini öylesine oynuyor ki, siz de ister istemez kendinizi birlikte yaşıyor buluyorsunuz. Son sahnede balerinin siyah kuğuya dönüşmesi var ki gerçekten izlemek lazım. Kült sahnelerden biri olur.


Konuyu fazla da anlatmak istemiyorum. İzlemek isteyenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder