Maç öncesinden başlamalı. Trabzon maçı sürerken kadroyu merak etmiştim fazlasıyla, sanki beklenmeyen bir durum olacağını hissetmişçesine. Kadrolar açıklanınca öğrendik ki, Serkan Kurtuluş’un heyecanı içime girmiş de ondanmış. Sağ bekteki sorununu kısa cümlelerle açıklayamadığım Sabri, Hagi’den beklenmeyecek bir oyun okuma yetisiyle ortaya alınmıştı. Gerçi ilk yarının ortalarında Serkan da Florya’daki, Sabri’ye de öğreten, meçhul kişiden öğrendiği sağdan ortaya doğru topla ilerleyip yerini ve topu kaybetme hareketini yaptığında Hagi de pişman olmuştur belki tercihinden dolayı.
GS’ın artık asla yapamayacağını düşündüğümüz presin bu kadar başarıyla uygulanmış olmasının sebeplerinden biriydi Ümit Karan. Biraz uç bir örnek olacak ama Emenike’nin, Sestak’ın, Ermin Zec’in, Necati’nin hatta kendi takımındaki Batuhan’ın oynadığı bir ligin tek forvet standardının çok çok altındaydı. Topun ve rakip oyuncuların durmadığı bir anda gol atma şansı yoktu. Eskişehirspor sahaya çıkarken maçın kazananı belliydi aklımda.
Her şeyi Ümit’e yükleyip kazanandan bahsetmemek olmaz muhakkak ki. İlk yarı boyunca topu kazanmada gösterdikleri özveriyi, beklerin 50 metrelik pasları haricinde bir oyun sistemi uygulayarak anlamlı kıldılar. Caner’den kalma bu saçmalığa düşmeyip özellikle Culio, Cana ve Neill’in akıllı oyunuyla 3. bölgeye topu taşımak son yıllarda bu takım için o topu kazanmaktan daha zor olmaktaydı çünkü. FM tabiriyle Kewell’ın Deep Lying oyunu, Stancu’nun ‘Cut Inside’ ı ile birleşince birbirine yakın kaldı Galatasaraylı oyuncular. Kısa oynadıkları topu zor kaybedip hakim oldular. Es Es’i sersemleten 2. gol öncesi Serkan’ın kafayla kestiği 50 metrelik topu düşününce doğru yaptıkları da açıktı. Duran top sonrasında gelen sürpriz Cana golünün de en azından kendi evlerinde Süper Lig’de hiç yenemedikleri takıma karşı psikolojik fayda sağladığını unutmadan eklemek gerekli bu arada.
Es Es’in rakibinin zayıf karnı olduğu herkes tarafından bilinen sol bek mevkiini zorlamaması düşünülemezdi. ‘Burhan’a ver, içeri gir, dua et ve bekle’ sistemi ilk yarıdaki tek gol planlarıydı muhtemelen. İkinci yarının uzunca bir süresini de ‘Batuhan’a doğru vur, yanına git, hayırlısı neyse o olsun’ sistemiyle oynadılar. Beli hızlı olmayan Hakan’ın arkasına, hala ilk yarıdaki sistemle oynadıklarını sana birinin (Alper’di galiba) attığı pas Burhan’ın farkı azaltmasını sağladı, kalecinin garip hareketiyle. Sonra da ikinci yarı sisteminin ‘hayırlı’ sonucu serbest vuruş olunca ‘top ve rakip oyuncular hareketliyken hiçbir faydası olmayan’ Ümit ile 45 dakika boyunca kepçeyle aldığını 10 dakikadan az bir sürede kazanla verdi Galatasaray.
Kazım’ın FB’den kalma ‘sanat için sanat’ hareketlerinden biri , muhtemelen o anda, orada bulunabildiği için aylardır yolu beklenen Baros ile buluşunca ‘toplum için sanat ‘ oluverdi, en azında GS’lı topluluk için. En son 3-0 öne geçtiği İBB maçında da kafalarda ‘Acaba!!!’ yı doğuran takımın, tamamen tesadüfi olduğunu düşündüğüm Mustafa Sarp’ın girişi sonrası, yine aynı hisleri yaşatmış olması, çok önemli addettikleri kupa rövanşı ve bence diğer yoldan Avrupa’ya gitmelerini sağlayabilecek lig maçları ile ilgili en önemli çekince olarak kaldı akıllarda.
Bireysel performans olarak iki yeniye parantez açıp noktayı koyalım. Çok erken belki ama Zapata, kalede asla vatandaşı Mondragon’un duruşu göstermiyor, hatta hissiyat olarak en yakın karşılığı Hakan Arıkan diyebilirim. Çok gol yiyerek başlaması etken olmuş olabilir.
Top ayağında iken heyecanla izlenecek bir oyuncu kazandık STSL olarak. Belki Q7 gibi estetik ya da sempatik değil ama sanki Alex gibi efektif işler yapacak gibi görünüyor Stancu.
By Mustafa
By Mustafa


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder